Radyo Amatörcülük
Geçen pazar babamla birlikte telsizcilik yapmak için gezmeye gittik. Arabamıza kocaman bir anten taktık, yolda kısa dalgadan amatör radyocuların konuşmalarını dinledik. Dünyada bir sürü amatör radyocu var; biz en çok İtalya ve Rusya’dakileri dinledik. Italya’daki abiler birbirleriyle, Şimşek Mc Queen’deki Franceso gibi komik konuşuyordu. Ruslar da çok hızlı konuşuyor. Galiba bir yarışma varmış herkes puan kazanmak için telsizle konuşuyordu. Ama biz yarışmaya katılmadık sadece babam genel çağrı yapıp İtalyanlarla biraz konuştu. Genel çağrı yapnanız için “si ku” (CQ) demeniz gerekir. Eğer birisi sizi duyarsa hemen cevap verir, sonra konuşursunuz. Karşınızdaki Türk değilse İngilizce konuşursunuz. Ben biraz İngilizce öğrenmiştim, ama çok zor sorular sorarlarsa anlamıyorum. Ben de sadece “si ku si ku” diyerek genel çağrı yaptım. Bizim istasyonumuzun çağrı işareti “TA3CX” olduğu için “tango alfa tri çarli ixrey” diye söylememiz gerekiyor. Böylece herkes bizi tanıyor. Her amatör radyo istasyonunun bir çağrı işareti olur.
Bazen çok gürültülü parazitler duyuluyor, hemen sesi kısıyoruz. Bazen de biip biip diye sesler duyuluyor. Bunlar da mors sinyalleriymiş. Bazı sesler de uzaydan geliyormuş. Uydular, Uluslararası Uzay istasyonu veya uzaylılar olabilir. Uzaylılarla konuşmak için uzaylıca bilmek gerekir, biz bilmediğimiz için konuşmadık. Uluslar Arası Uzay İstasyonu’ndaki astronotlarla konuşmakiçin de başka bir anten gerekiyormuş. Bir de ne kadar yükseğe çıkarsanız konuşmaları o kadar iyi duyuyorsunuz. Bunun için biz de bir dağın tepesine çıkmak istedik; ama sonra vazgeçip babamın amatör radyoculuk derneğine gittik. Oradaki istasyonun çağrı kodu “yanki mayk üç kilo mayk”
Özgür Amca dernekte bana bir sürü şey anlattı. Zaten üniversitede telsiz öğretmeni olduğu için herşeyi biliyor. Radyolarda sesin hoparlörden çıktığını öğrendim. Bana bir de küçük hoparlör verdi. Arkası mıknatıslı olduğu için arabamıza yapıştırdım, sonra galiba düşmüş; çok üzüldüm. Sesleri açmaya ve kapamaya yarayan alete de potansiyometre deniyormuş. Özgür Amca bana soğutucuları da gösterdi. Radyo, telsiz gibi aletlere elektronik aletler denir, bunlar elektrikle çalışır ve ısınmasınlar diye içlerine soğutucular konur. Radyo dalgaları havada yayılır ve gözle görünmez. Telsizlerin anteninden havaya çıkarlar ve her yere giderler. Istasyonda çok yüksek bir de kule var, üstünde de bir sürü anten var. O antenlerden birini de babam takmış, fotoğraflarını görmuştum. Kule çok yüksek olduğu için ben çıkmaya korktum. Babam beni kulenin merdiveninden dört basamak yukarı cıkardı ama orası bile çok yüksekti.
İstasyonda bir sürü telsiz, kütüphane, ders yapmak için bir sınıf, mutfak, ofis, tamir yapmak için aletlerin olduğu atelye ve malzemelerin konduğu depo var. Kocaman bir de bahçe var; bahçede Ares diye kocaman siyah bir köpek var. Beni sevdiği için hiç havlamadı.
Biz istasyonda biraz telsizlerle konuştuk, sonra bahçede ben çadır kurdum ve içinde biraz oynadım. Akşam olunca herşeyi topladık ve eve dönmek için yola çıktık. Çok yorulduğum için arabada uyuyuvermişim.




